Bir seyr û sefer
Şırnak ta mahmura bir seyr û sefer: Amine sağat Uludere ve cane kabul ise avian köyünden bölgedeki çatışmalı ortamdan dolayı onların kasaba ve köylüleri de çatışmalı ortamdan nasibini alıyor. Kara bela isminde ki komutan köylülerine giderek tüm çoluk çocuk ve bayanları topluyor. Aralarında hamile bayanların da vardı. Kara bela: 100 kadar bayan ve çoluk çocuğu Şırnak karakoluna sürüklüyor. Komitanım, erkeklerin kaçtığı köylüden, size 100 kadar bayan ve çocuklarını getirdim. Komutan,
Onları geri gönder! Diyor.
Zorlu ortamda dolayı Şırnak a güç etmek zorunda kalıyorlar. Orda bir bordom katına kirada kalarak yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bir gün Şırnak ta çatışmalar başlar üç gön üç geçe devam eder. Çatışmalar bitikten sonra bordomda çıkar üst kata ki hamile, halime komşusu palan parça kanlar içinde yatarak bebeğinin karnında fırlandığını görüyor. Zulümden dolayı vaveyla ederek burası yaşanılacak yer değil. Terk i vatan ederek kendi kaderini taşıyanlarla birlikte çöllere döşer.
Kervan yola girdiğinde zulümde kaçanların sayısı gittikçe artar. Barutlu ve işkenceli ortamda kaçanlar doğanın zorlu koşuları ile baş başa kalırlar. Susuz vadi ve sarp dağların geçişsiz eteklerinde semada döşmüş dünya ile yenide tanışırcasına zorlukların üstünde gelmeye oraşıyorlar di.
Yenecek bir şeyler olmadığında dolayı, palut ağaçların yapraklarını yeyerek, hayata kalmaya gayret ediyorlardı.
Aralarında su aramasına çıkan arkadaşları kafaları kesilerek kervana katılanlara göz dağı veriliyordu. Hayat başı başına bir cehennemi andırıyordu. Çocuklar, su isterken feryatları semaya yükseliyordu. Annelerin göz pınarları kurumuş, çocukların hayat endişesinde ağladıkları gibi göz pınarları çatlayarak kanlar akıyordu. Doğada kendisinde barındırdığı zalimlerin gaddarlığın aynısını o mazlumlara gösteriyordu. Geceleri naylonlar altında geçiren kadın ve minikler, yılan ve akreplerin korkusunda Diyarbakır cezaevinde komutanlarin korkusunda hazır olda yatanların durumunda farklı olmuyordu.
Uzun sefer 80 gün devam ediyordu. Bir yerleşim alanının bulunması onların en büyük emellerin başında geliyordu. Mahmur, mekan olarak gösteriliyordu. Su ve yeşilik olmadığı gibi kumlarla kaplı bir çöl. O kumların kızgın sıcaklığında dolayı, cirit atan akrepler. Adata o mazlumlar doğanın cebbar yüzüne teslim edildiği gibi, yavaş yavaş ölümlerin gerçekleşmesine zemin hazırlamışlardı. O gece 20 bayanla çocuk akrepler tarafında zehirlenerek can veriyorlardı. Sabah gelince bir can pazarı yaşanıyordu. Bir yanda cenazeler bir yanda ana vatanda kopuşları, feryat ve figanları Arş i alaya yükseliyordu. Onların yardımına koşacak birileri olmadığı gibi mezar kazacak kazma ve kürekleri de yoktu. Habilin, kabili katil etiğinde mezar kazma metodu karga tarafında öretiliyordu. İslam coğrafyasında bulunan Müslümanlar karga kadar yardım sever olmadıkları gibi, mahmur göçmenlerine yaşamı reva görmüyorlardı.
Ama hayat devam ediyordu ölüme rağmen, direniş sürecek ti. Zalim kardeşlerinde kaçanlar doğanın zorlukları ve akreplerin vahşice saldırılarına karşı kendilerini koruyacaklardı.
Mahmur imar edilecekti. Delme catma evcikler kuruluyordu. Ve ilk kurulan ev okul olarak ilan ediliyordu. Yılarca, cehaletin pençesinde o mezalim koşulları yaşayan insanların birinci düşmanın, cehalet olduğu fark ediliyordu.
Dünya medeniyetine uygun bir belde oluşacaktı. Kuyular vurularak sultan Süleyman in, kuşunda daha üstün bir maharet ile sular, yer yüzüne çıkarılarak yaşamın formülü oluşuyordu. Adata HZ ibrahimin tarihi teker ur ediyordu. Yeni bir zemzem suyu bu sefer İsmailler için değil belki HZ ibrahimin torunları için ikram ediliyordu. Mekke misali bir kum çölü yeşil vadi şeklini alıyordu.
Belde de belediyecilik teşkilatı kurularak çağdaş bir dünya standardına ulaşılıyordu. Akademiler kurularak dünya da eğitim, yetimi olan çocukların, ilim Olgunluğuna cihanın siyasi iktisadi kademelerine ulaşmaları sağlanması esas alınıyordu. Ve bir gençte soruluyordu siz ne yapa biliyorsunuz? Biz mahmuru bir kum volkaniğinde kurtarıp bir yeşil vadi şekline getirmişsek, akreplerin yaşadığı bir kum vadisini insan yaşamasına uygun bir şekle getirmesek, ölüme rağmen hayati seçmiş sek, hayata başarmayacağımız zorluklar olmayacak. yaşamın önüne geçen engeller bir bir aşılacak diyordu.
M EMİN