Archive for Ekim, 2009

28
Eki

AÇILIM

   Posted by: admin    in Türkçe Makalelerim

Biz yaşayanlar yaşamsal değeri  iyi anlayarak, iyi değerlendirmeliyiz. Gözlerimizle okumadan önce kalplerimizle okumalıyız. Yaşıyoruz diye  tebessümlerimizi resmetmeliyiz;

 Gözyaşlarımızı silmeliyiz, elem ve ızdıraplarımızı asgariye indirmeliyiz, yarınların bizi beklediğini mazinin geçtiğini unutmamalıyız. başkalarının gözlerimizi büyüleyerek, kalbimizle oynamasına mecal vermemeliyiz. Hayat projesinin bilinci içerisinde bunu demeliyiz.

 Biz, yeni ufuktan doğan bir şafağa söz verdik ;

 

Biz yaşıyoruz, yaşam projesini çizenlere, insanlığın refah seviyesini yükseltenlere, kansız bir dünyayı yaratma peşinde koşanlara, sizinle yaşayıp sizinle öleceğimize sizinle ağlayıp sizinle güleceğimize, sizinle tasalanıp sizinle sevineceğimize  söz verdik.

Biz yaşıyoruz, yaşayanları yaşam çizelgemizin içine almalıyız, sevgimizle onları süslemeliyiz, kalplerimizde onlara yer vermeliyiz, dillerimizle söz etmeliyiz,

Biz yaşıyoruz;bazı emeller dağların ötesinde.  Güneş de dağların arkasından çıkarak dünyayı aydınlatıyor, geceler de dağlarda batışla eteklerini cihanın yüzüne çekiyor.Seller ufuklarda vadilarin derinliklerini dolduruyor. Şiddetli fırtınalar sellerin ovalara zarar vermesine sebebiyet yaratıyor. Bir anlık yaşamsal standart afetlerle boğuşuyor.

  Biz yaşıyoruz;yaşamsal projelerimizi rayına soktuğumuzda onu ekseriyeti nazara alarak yapmalıyız.bununla beraber her ufak çocuğun geleceğine teminat oluşturmalıyız.ihtiyar ve ihtiyarelerimizi kucaklayarak yasalarla onların neslinin geleceğini teminat altına alarak kuşkularını gidermeye cevap olmalıyız.sadakatle, yoksulluk pençesinde kıvranan yoksullarımızın çocuklarını onlardan koparmayı değil;onların sıcaklık bulamayan yuvalarını kalbimizin derinliğinden gelen sıcaklıkla mutfaklarında aş olanağını  hayatlarında da iş olanağını oluşturmaya gayret içerisinde olmalıyız.aldığımız gibi o yoksullarımıza vermeyi  de yaşamımızda esas haline getirmeyi becermeliyiz.

Biz yaşıyoruz  yaşamamızın üç safhası;mazi,hal ve istikbaldir.bizler,mazinin günahlarıyla değil;mazinin oluşturduğu tarihten ders çıkararak,kendimize ve neslimize geleceğin olumsuzluklarına karşı tarihin verdiği bilinçle geleceğimizi tamir etmeye çalışarak,geçmişle  geleceğin arasında köprü oluşturmalıyız.bununla beraber insanlığın  geleceğini kuşkusuz ve korkusuz bir zemine oturtmak için tüm gayretimizle seferber olmalıyız.

Hal;hal ile günümüzü kurtarmaya çalışarak geleceğimizi tehlikeye atmamalıyız.çünkü,gününü kurtarıp yarınlarını kaybedenler,tarih sayfalarında hiç de az değildir.dünün nefretiyle bugünün kiniyle istikbalimize olumsuzluklarla gebe olan kötü mirası topluma maletmeden bitmeyen  bir sevgiyle insanların sevgi kalesi olan gönülleri birleştirerek  ilk olan ademiyeti son olan insani yaşam biçimine kavuşturmalıyız.

Bilmeliyiz ki;kendisini değişim ve dönüşümlere tabii tutmayan toplumlar tarih sahnesinden yok olmaya veya kan ve gözyaşıyla yaşamaya mahküm olmuşlardır.yoksulluk ve çaresizliğin pençesinden kurtulamadıkları gibi cahaletin kara pençesinden de kurtulamamışlardır.

27
Eki

BİR NAZAR

   Posted by: admin    in Türkçe Şiirlerim

Hangi tehditler, dik duruşuma hucüm edebiliyor?

Ben gözlerimin mahzun ağrılarıyla teveccüh ediyorum.

Bırak! Ben şu yaralar ortamından kurtulayım!

Gecelerin karanlığı, kara basan gibi basıyor ,

Doğuşlar  yan yatarak sabahlar için çalışmıyor.

Ben öyle bir hastalığa yakalandım ki, ismi aşk!

Bir nazenin sevdası ki, tanımak istersen ismi sen!

 

Aşkla iç içe olan bir Duygu,  eninlerle dolu sevda,

Senle aramda olan uçurumları  sayayım mı?

Ne kadar,  gül ve çiçekler ağacı? Ne kadar?

Aramızda karalar, ve denizler, fırtınalar ve dalgalar.

Aramızda karlı dağlar, çığla kapalı yolar, menekşeler ve narlar,

Aramızda yüzlerce il, binlerce ilçe, hudut ve sınırlar,

 Canan ben seni seviyorummmm!

Nasıl olur da senin bu Sevgin ile bu kadar yanıyorum?

 

Ben sende , sana olan bir misafir! sen bende, bana olan bir konak.

Etrafımda binlerce dikenli teller, binlerce kayıtlar ve ateşten saclar

Sen bazen şimşek, bazen okları atıyorsun, görünmüyor mu acılar?

Yabani ceylanların avında reva gürülmeyen bir tarz ve uslup!

Mevsim oba kurulma, halılar serilme, yastıklar koyma zamanı!

yıldırım ve okların gönderşlmesin de görmüyorum dermanı!

 

Beni  bu karanlıkta  aydınlatacak bir ışığın yanması! bir mum olsa dahi!

Çünkü her sevginin başlangıcı bir kıvılcım, her vuslatın neticesi bir ışık…!  

Bana bir ışık reva değilse?

Sana yakışan nergizler, laleler gül kokusu ve nurlu bir bahar sabahı,

Sana yakışan bu memleketin sevdası, ki yaşayanları ateş odun, yıldız,sema ve denizler,

Sana yakışan güvercinler, kanaryalar avcıların bendinde güzel renkli kumrular,

Sana yakışan sabah ve akşam arasında olan güneşin yelpazesinde, oluşan tüm  renkler,

Sana yakışan  bir tiyse yağmurla oluşan, ayaz ve bulutlar arasında açan gök kuşağı ‘dır.

                                                           M EMİN

 

 

 

20
Eki

CEYLAN

   Posted by: admin    in Türkçe Makalelerim

 Ceylan önkol: ceylan 12 yaşında olan bir kız çocuğu idi, batılı çocuklar gibi varlıklı ailelerin sermayesinde yararlanmadığı gibi,  yoksuzluğun pençesinde kıvranıyordu.  AYNİ ZAMANDA okulda devlet güvencesi altında da değildi. Yaşadığı coğrafya  sefaletin pençesinde kurtulmadığı gibi açlık ve sefalet, ceylanın ailesinin peşini de bırakmıyordu. 12 yaşındaki ceylanda o Coğrafya da yaşayan çocuklar gibi Aylısının ekonomisine yardımcı olmak için kuzuların önüne gidiyordu.

Ne yazık ki o coğrafyada çocukların bir lokma ekmek yemesi veya ailelerine yardımda bulunmak o çocukların canına mal oluyordu.

Ceylan doğdurulduğu gibi ailesi ismini xezal koyuyorlardı, ama o coğrafyada xezaları avlamamak reva görünüyordu. Avcılar tüm hırsları ile dağlarda ve vadilerde avların peşinde koşuyorlardı. Xezalınde bir gün avcıların bendine  düşmesi  mümkündü.

 Xezalın selameti için ismini avcıların dilinde ceylan koyuyorlardı. Ama  dünyada insanlar adalet ve hukuku, çocukların yaşam haklarının farkına varılmadan bu haklar anayasa güvencelerin altına alınmadan, isimler değiştirilerek çocukların yaşam hakkı güvence altına alınmadığı gibi, çocuklarda ölümde kurtulmayacak miş lar meğer.

Ceylan daha çocuk, ölüm meleği olan Azrail de haberdar değil di. Kuzucukları önünde oynuyordu. Kuzucuklarının karnını doyurması onun için idealdi. Çünkü o ailenin ekonomisine yardımcı olur. O da dünyalı çocuklar gibi okula giderek öğretmen mühendis,  doktor,  hakim veya savcı olmak istiyordu. beyninde kendisini ve minik ceylanları tehlikede korumak için adalet safhasında çalışmak emellerin başında geliyordu. Maalesef ceylanın tüm emeleri suya düşüyordu.

Avcı ceylanı görüyordu. Ceylanın ölümüne bir keleş mermisi yetiyordu. Ama avcının mantığında, başka ceylanların ders alması için Havan mermisi reva görülüyordu.

CEYLAN mahsun bir çocuktu. Fıkır ve yoksunluğun içerisinde kıvranıyordu. Üzerinde  yırtık bir kazak, eski bir etek, yırtık pırtık çoraplar vardı. Acaba akşam eve dönersem evde sıcak bir çorba içer miyim? ve bende çocukluğuma yakışır bir yaşama sahip ola bilir miyim? hasreti içerisinde idi.

Ceylan bu zorlu hayatın yokuşun tırmanışı içerirside iken,  avcılar ölüm meleğinde, çocukların ölüm ihalesini almışlar dı.  

Azraillin can alış misali değil, belki öyle bir hınçla ve nefretle o çocukların üzerine yürüyorlardı ki, bedenlerini parça parça ederek vahşetin emselsiz numunesini sergiliyorlardı. Oda Havan mermisinin oluşturduğu felaket di.

Buda dinozorları akla getiriyordu. Dinozorlar ilkin kendi etrafındakileri tüketil ler ve bitirdiler, etraf bitikten sonra , kendi doğurduklarını yemeye başladılar.  Nesil tehlikeye girmişti… Bunu fark etmediler ve kendi sonlarını hazırladılar.

Havan patlıyordu küçük ceylan yaralı idi ve naşı parça parça. Ceylanın feryat ve fezaları, vadilerin derinliğinde dağların zirvesine yükseliyordu.  Ceylan gözlerini açip derdine derman olan birini arıyordu. Baktığında, karşısında vanpir dinazorlar misali korkunç avcıları görüyordu. Gözlerini kapatarak, hayalında şu türkü sözlerini canlandırıyordu.   “Gezme ceylan gezme bu dağlarda seni avlarlar, anada babada yarda ayrı koyarlar :)))evet ceylan her keste ayrı düşerek kara toprakları kucaklıyordu.

CEYLANIN naşı kanın kızlılığın da renk alıyordu. Güneş ışınları semada ceylanın kanına doğru uzanıyordu.  Ceylanın naşı  üzerinde ki kan pıhtı lari ışınlara karışarak semalara dunuyordu.

 Yer yüzünde zulmün kukusunu arşe alada  his ettirerek ademilerin asiliğini melekler camiasına şikayet ediyordu. Umarım ki tüm melekler camiasi  el açıp yarebim tüm insanların çocuklarını zalimlerin şerinde koru, onlari dinazorlarin besaretsizliğinde muhafaza yele, yer yüzünü ademyetsız bırakma yareb! Diye feryat ediyorlardı.

Diyorum ki insanlar: Müslümanlar… Museviler… İseviler…suniler… aleviler…Şialar, insanlığınızın adına, dininizin adalet gereğine,  gelin miniciklerimize sahip çıkalım. Onları koruyalım onların koruması bizim yaşam sıtandartımız olsa gerek. Onlar bizim karanlık gecelerimizin nurlu güneşleri olarak görmek gerek. Gelin bu güneşleri mizi karartmayalım bizim sabahlarımız nurlu olsun.

                                   M EMİN

19
Eki

WELATÊ MİN

   Posted by: admin    in Kürtçe Şiirlerim

Welatê min nema îdî dikarim ez bikim sebrê.

ji evîna te disojim, hero sed car duxwum qehrê

Xanî û Cîgerxwun û gelek navdar dimirin bi vî derbê.

şêx S’eîd û seyîd riza,can didan oxira te bi vî kerbê.

 

Welatê min tuyî bihişt, rewmeqa te xwe daye cihanê,

li ser te qal û cengê zordara, hero herdem dikin talanê.

Daristan û dehl û newalê te, zordara nema agir berdenê,

Gund û bajarê deverê curbecur, hemu anin ber weranê.

 

Ceylan û oxirê dozde salî, jere nehîştin mafê jîyanê.

Oxir bi sezde fişeka , ceylan perçe bu bi gula hewanê,

Lime jîyan buye doje, naborin şevû roj bi qîrû giryanê!

Hevî dikim! ji yezdanê diloıvan,van hovîya bine imanê.

17
Eki

YARALAR YAZMAKLA TEDAVİ GÖRMEZ

   Posted by: admin    in Genel

Yaralar yazmakla tedavi görseydi yaraların açıkta olmaması gerekiyordu.

Şöhret de gaye değildir,  çünkü  şöhret netice  değil,

 Ama yazacağım ve yazmaya devam edeceğim,

Çünkü yazmak her şeye tanıklık eder.

Anladığım kadarı ile sen yalınız yol yürümüyorsun .

Senin o ince kalbin bunda haber veriyor, kuşların kulakta okuduğu gibi.

Hicretin, kuşların hicretine benzer,  hicret yaptığın yere geri dönüyorsun.

Senin kalbini nurla dolu olduğunu görüyorum,

Öyle bir Nur ki BERAKLIĞI ile tüm eflak ki aydınlata bilir derecede.

Beni de öyle bir hüzün sarmış ki gecelerde zifiri karanlıkların çöküş misali,

Ben bu satırları yazacak durumda dağıldım

Ama senin güneş doğuran kalbin bana ışın veriyordu.

O ışınlar,

 Hüzün deryasında yüzen birisini utandırıyordu,

Beni nasıl kalem tıraş bir hale getirdiğini görüyordun,

Ama, kalp kırık camlarla dolu idi.

Yürürken akan kanlar ayaklara renk veriyordu,

Kalemim esans misali koku saçıyordu,

Tüm sıdaketımle   o kokuyu  selamla birleştirerek gönderiyorum.

 

Sayfa 1 of 212»