Archive for the ‘Türkçe Makalelerim’ Category

18
Kas

BİR SEYR Ü SEFER

   Posted by: admin

  Bir seyr û sefer

Şırnak ta mahmura bir seyr û sefer: Amine sağat Uludere ve cane kabul ise avian köyünden bölgedeki çatışmalı ortamdan dolayı onların kasaba ve köylüleri de çatışmalı ortamdan nasibini alıyor. Kara bela isminde ki komutan köylülerine giderek tüm çoluk çocuk ve bayanları topluyor. Aralarında hamile bayanların da vardı. Kara bela: 100 kadar bayan ve çoluk çocuğu Şırnak karakoluna sürüklüyor. Komitanım, erkeklerin kaçtığı köylüden, size 100 kadar bayan ve çocuklarını getirdim. Komutan,

Onları geri gönder!  Diyor.

Zorlu ortamda dolayı Şırnak a güç etmek zorunda kalıyorlar. Orda bir bordom katına kirada kalarak yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bir gün Şırnak ta çatışmalar başlar üç gön üç geçe devam eder. Çatışmalar bitikten sonra bordomda çıkar üst kata ki hamile, halime komşusu palan parça kanlar içinde yatarak bebeğinin karnında fırlandığını görüyor. Zulümden dolayı vaveyla ederek burası yaşanılacak yer değil. Terk i vatan ederek kendi kaderini taşıyanlarla birlikte çöllere döşer.

Kervan yola girdiğinde zulümde kaçanların sayısı gittikçe artar. Barutlu ve işkenceli ortamda kaçanlar doğanın zorlu koşuları ile baş başa kalırlar. Susuz vadi ve sarp dağların geçişsiz eteklerinde semada döşmüş dünya ile yenide tanışırcasına zorlukların üstünde gelmeye oraşıyorlar di.

Yenecek bir şeyler olmadığında dolayı, palut ağaçların yapraklarını yeyerek, hayata kalmaya gayret ediyorlardı.

Aralarında  su aramasına çıkan arkadaşları kafaları kesilerek  kervana katılanlara göz dağı veriliyordu. Hayat başı başına bir cehennemi andırıyordu. Çocuklar, su isterken feryatları semaya yükseliyordu. Annelerin göz pınarları kurumuş, çocukların hayat endişesinde ağladıkları gibi göz pınarları çatlayarak kanlar akıyordu. Doğada kendisinde barındırdığı zalimlerin gaddarlığın aynısını o mazlumlara gösteriyordu. Geceleri naylonlar altında geçiren kadın ve minikler, yılan ve akreplerin korkusunda Diyarbakır cezaevinde komutanlarin korkusunda hazır olda yatanların durumunda farklı olmuyordu.

Uzun sefer 80 gün devam ediyordu. Bir yerleşim alanının bulunması onların en büyük emellerin başında geliyordu. Mahmur, mekan olarak gösteriliyordu. Su ve yeşilik olmadığı gibi kumlarla kaplı bir çöl. O kumların kızgın sıcaklığında  dolayı, cirit atan akrepler. Adata o mazlumlar doğanın cebbar yüzüne teslim edildiği gibi, yavaş yavaş ölümlerin gerçekleşmesine zemin hazırlamışlardı. O gece 20 bayanla çocuk akrepler tarafında zehirlenerek can veriyorlardı. Sabah gelince bir can pazarı yaşanıyordu. Bir yanda cenazeler bir yanda ana vatanda kopuşları, feryat ve figanları Arş i alaya yükseliyordu.  Onların yardımına koşacak birileri olmadığı gibi mezar kazacak kazma ve kürekleri de yoktu. Habilin, kabili katil etiğinde mezar kazma metodu karga tarafında öretiliyordu. İslam coğrafyasında bulunan Müslümanlar karga kadar yardım sever olmadıkları gibi, mahmur göçmenlerine yaşamı reva görmüyorlardı.

Ama hayat devam ediyordu ölüme rağmen, direniş sürecek ti. Zalim kardeşlerinde kaçanlar doğanın zorlukları ve akreplerin vahşice saldırılarına karşı kendilerini koruyacaklardı.

Mahmur imar edilecekti. Delme catma evcikler kuruluyordu. Ve ilk kurulan ev okul olarak ilan ediliyordu. Yılarca, cehaletin pençesinde o mezalim koşulları yaşayan insanların birinci düşmanın, cehalet olduğu fark ediliyordu.

 Dünya medeniyetine uygun bir belde oluşacaktı. Kuyular vurularak sultan Süleyman in,  kuşunda daha üstün bir maharet ile sular,  yer yüzüne çıkarılarak yaşamın formülü oluşuyordu. Adata HZ ibrahimin tarihi teker ur ediyordu. Yeni bir zemzem suyu bu sefer İsmailler için değil belki HZ ibrahimin torunları için ikram ediliyordu. Mekke misali bir kum çölü yeşil vadi şeklini alıyordu.

Belde de belediyecilik teşkilatı kurularak çağdaş bir dünya standardına ulaşılıyordu. Akademiler kurularak dünya da eğitim, yetimi olan çocukların, ilim Olgunluğuna cihanın siyasi iktisadi kademelerine ulaşmaları sağlanması esas alınıyordu. Ve bir gençte soruluyordu siz ne yapa biliyorsunuz? Biz mahmuru bir kum volkaniğinde kurtarıp bir yeşil vadi şekline getirmişsek, akreplerin yaşadığı bir kum vadisini insan yaşamasına uygun bir şekle getirmesek, ölüme rağmen hayati seçmiş sek,  hayata başarmayacağımız zorluklar olmayacak.  yaşamın önüne geçen engeller bir bir aşılacak diyordu.

M EMİN

12
Kas

KALEMİN HATASINA KURBAN KİM?

   Posted by: admin

KALEM VE SİLGİ

Bir kalemlığın içinde bir ufak silgi, bide güzel mürekkepli bir kalem.

Silgi: nasılsın dostum?

Kalem: ben senin dostun olamam.

Silgi: neden?

Kalem: çünkü ben senden nefret ediyorum.

Silgi: sebep?

Kalem: çünkü sen benim yazılarımı siliyorsun.

Silgi: ben sadece hatalı olanları siliyorum.

Kalem: vazifen nedir?

Silgi: benim vazifem silmek,

Kalem: bu vazife değil ki.

Silgi:i benim vazifem senin vazifen kadar menfaatli dir,

Kalem: sen hem hata hem gururu iç içe yaşıyorsun .

Silgi: niçin?

Kalem: çünkü yazan yazmayanda daha hayırlıdır.

Silgi: hataları silmek yazışmanın adaletini sağlamak tır,

Kalem bir anlık duruyor, sonra kafasını kaldırarak doğru diyorsun dostum,

Silgi: sen halen nefret ediyormusun?

Kalem: ben hatalarımı silenlerde nasıl nefret edeyim?

Silgi: ben sevap olan şeyleri silmem ki.

Kalem :sen beni her gün ufaltıyorsun.

Silgi: senin hatalarını gördüğümde kendi bedenimde sana kurban vererek hatalarını sevaba dönüştürmeye sebebiyet yaratıyorum.

Kalem mahzun bir şekilde: ben senin kadar düşünememiştim.

Silgi diyorki: ben başkalarına yararlı olmayı becermiyorum, ancak başkalarının hatalarını gördüğümde  kendimi kurban ederek hatalarında vaaz geçirmeyi beceriyorum.

Kalem mesrur bir şekilde: ne kadar büyük yaratılış içerisindesin dostum!  çok güzel sözlerin var.

Kalemde silgide o gün bu gün ne tefrika nede ihtilaf içerisindeler, ayni kalemlikte dostça yaşaya biliyorlar. Bizde kalem ve silgi kardeşlerimize şunu demeliyiz. gelin koca dünya hepimize yeter.

Bizim için yazanda bizim için silende bizim için kurban olanda bizim kardeşlerimiz. Onların kurban olmaları tüm kalem ve silgilerin adaletli bir mekanizmaya ulaşmasına vesile olmuştur.

Adalet mekanizmasına kavuşmuş kalemliğin, özgürlük standardına ulaşan kalem ve silgilerin kardeşçe yaşama diley ile. Hoşça ve dostça kalın.

           M EMİN

 

28
Eki

AÇILIM

   Posted by: admin

Biz yaşayanlar yaşamsal değeri  iyi anlayarak, iyi değerlendirmeliyiz. Gözlerimizle okumadan önce kalplerimizle okumalıyız. Yaşıyoruz diye  tebessümlerimizi resmetmeliyiz;

 Gözyaşlarımızı silmeliyiz, elem ve ızdıraplarımızı asgariye indirmeliyiz, yarınların bizi beklediğini mazinin geçtiğini unutmamalıyız. başkalarının gözlerimizi büyüleyerek, kalbimizle oynamasına mecal vermemeliyiz. Hayat projesinin bilinci içerisinde bunu demeliyiz.

 Biz, yeni ufuktan doğan bir şafağa söz verdik ;

 

Biz yaşıyoruz, yaşam projesini çizenlere, insanlığın refah seviyesini yükseltenlere, kansız bir dünyayı yaratma peşinde koşanlara, sizinle yaşayıp sizinle öleceğimize sizinle ağlayıp sizinle güleceğimize, sizinle tasalanıp sizinle sevineceğimize  söz verdik.

Biz yaşıyoruz, yaşayanları yaşam çizelgemizin içine almalıyız, sevgimizle onları süslemeliyiz, kalplerimizde onlara yer vermeliyiz, dillerimizle söz etmeliyiz,

Biz yaşıyoruz;bazı emeller dağların ötesinde.  Güneş de dağların arkasından çıkarak dünyayı aydınlatıyor, geceler de dağlarda batışla eteklerini cihanın yüzüne çekiyor.Seller ufuklarda vadilarin derinliklerini dolduruyor. Şiddetli fırtınalar sellerin ovalara zarar vermesine sebebiyet yaratıyor. Bir anlık yaşamsal standart afetlerle boğuşuyor.

  Biz yaşıyoruz;yaşamsal projelerimizi rayına soktuğumuzda onu ekseriyeti nazara alarak yapmalıyız.bununla beraber her ufak çocuğun geleceğine teminat oluşturmalıyız.ihtiyar ve ihtiyarelerimizi kucaklayarak yasalarla onların neslinin geleceğini teminat altına alarak kuşkularını gidermeye cevap olmalıyız.sadakatle, yoksulluk pençesinde kıvranan yoksullarımızın çocuklarını onlardan koparmayı değil;onların sıcaklık bulamayan yuvalarını kalbimizin derinliğinden gelen sıcaklıkla mutfaklarında aş olanağını  hayatlarında da iş olanağını oluşturmaya gayret içerisinde olmalıyız.aldığımız gibi o yoksullarımıza vermeyi  de yaşamımızda esas haline getirmeyi becermeliyiz.

Biz yaşıyoruz  yaşamamızın üç safhası;mazi,hal ve istikbaldir.bizler,mazinin günahlarıyla değil;mazinin oluşturduğu tarihten ders çıkararak,kendimize ve neslimize geleceğin olumsuzluklarına karşı tarihin verdiği bilinçle geleceğimizi tamir etmeye çalışarak,geçmişle  geleceğin arasında köprü oluşturmalıyız.bununla beraber insanlığın  geleceğini kuşkusuz ve korkusuz bir zemine oturtmak için tüm gayretimizle seferber olmalıyız.

Hal;hal ile günümüzü kurtarmaya çalışarak geleceğimizi tehlikeye atmamalıyız.çünkü,gününü kurtarıp yarınlarını kaybedenler,tarih sayfalarında hiç de az değildir.dünün nefretiyle bugünün kiniyle istikbalimize olumsuzluklarla gebe olan kötü mirası topluma maletmeden bitmeyen  bir sevgiyle insanların sevgi kalesi olan gönülleri birleştirerek  ilk olan ademiyeti son olan insani yaşam biçimine kavuşturmalıyız.

Bilmeliyiz ki;kendisini değişim ve dönüşümlere tabii tutmayan toplumlar tarih sahnesinden yok olmaya veya kan ve gözyaşıyla yaşamaya mahküm olmuşlardır.yoksulluk ve çaresizliğin pençesinden kurtulamadıkları gibi cahaletin kara pençesinden de kurtulamamışlardır.

20
Eki

CEYLAN

   Posted by: admin

 Ceylan önkol: ceylan 12 yaşında olan bir kız çocuğu idi, batılı çocuklar gibi varlıklı ailelerin sermayesinde yararlanmadığı gibi,  yoksuzluğun pençesinde kıvranıyordu.  AYNİ ZAMANDA okulda devlet güvencesi altında da değildi. Yaşadığı coğrafya  sefaletin pençesinde kurtulmadığı gibi açlık ve sefalet, ceylanın ailesinin peşini de bırakmıyordu. 12 yaşındaki ceylanda o Coğrafya da yaşayan çocuklar gibi Aylısının ekonomisine yardımcı olmak için kuzuların önüne gidiyordu.

Ne yazık ki o coğrafyada çocukların bir lokma ekmek yemesi veya ailelerine yardımda bulunmak o çocukların canına mal oluyordu.

Ceylan doğdurulduğu gibi ailesi ismini xezal koyuyorlardı, ama o coğrafyada xezaları avlamamak reva görünüyordu. Avcılar tüm hırsları ile dağlarda ve vadilerde avların peşinde koşuyorlardı. Xezalınde bir gün avcıların bendine  düşmesi  mümkündü.

 Xezalın selameti için ismini avcıların dilinde ceylan koyuyorlardı. Ama  dünyada insanlar adalet ve hukuku, çocukların yaşam haklarının farkına varılmadan bu haklar anayasa güvencelerin altına alınmadan, isimler değiştirilerek çocukların yaşam hakkı güvence altına alınmadığı gibi, çocuklarda ölümde kurtulmayacak miş lar meğer.

Ceylan daha çocuk, ölüm meleği olan Azrail de haberdar değil di. Kuzucukları önünde oynuyordu. Kuzucuklarının karnını doyurması onun için idealdi. Çünkü o ailenin ekonomisine yardımcı olur. O da dünyalı çocuklar gibi okula giderek öğretmen mühendis,  doktor,  hakim veya savcı olmak istiyordu. beyninde kendisini ve minik ceylanları tehlikede korumak için adalet safhasında çalışmak emellerin başında geliyordu. Maalesef ceylanın tüm emeleri suya düşüyordu.

Avcı ceylanı görüyordu. Ceylanın ölümüne bir keleş mermisi yetiyordu. Ama avcının mantığında, başka ceylanların ders alması için Havan mermisi reva görülüyordu.

CEYLAN mahsun bir çocuktu. Fıkır ve yoksunluğun içerisinde kıvranıyordu. Üzerinde  yırtık bir kazak, eski bir etek, yırtık pırtık çoraplar vardı. Acaba akşam eve dönersem evde sıcak bir çorba içer miyim? ve bende çocukluğuma yakışır bir yaşama sahip ola bilir miyim? hasreti içerisinde idi.

Ceylan bu zorlu hayatın yokuşun tırmanışı içerirside iken,  avcılar ölüm meleğinde, çocukların ölüm ihalesini almışlar dı.  

Azraillin can alış misali değil, belki öyle bir hınçla ve nefretle o çocukların üzerine yürüyorlardı ki, bedenlerini parça parça ederek vahşetin emselsiz numunesini sergiliyorlardı. Oda Havan mermisinin oluşturduğu felaket di.

Buda dinozorları akla getiriyordu. Dinozorlar ilkin kendi etrafındakileri tüketil ler ve bitirdiler, etraf bitikten sonra , kendi doğurduklarını yemeye başladılar.  Nesil tehlikeye girmişti… Bunu fark etmediler ve kendi sonlarını hazırladılar.

Havan patlıyordu küçük ceylan yaralı idi ve naşı parça parça. Ceylanın feryat ve fezaları, vadilerin derinliğinde dağların zirvesine yükseliyordu.  Ceylan gözlerini açip derdine derman olan birini arıyordu. Baktığında, karşısında vanpir dinazorlar misali korkunç avcıları görüyordu. Gözlerini kapatarak, hayalında şu türkü sözlerini canlandırıyordu.   “Gezme ceylan gezme bu dağlarda seni avlarlar, anada babada yarda ayrı koyarlar :)))evet ceylan her keste ayrı düşerek kara toprakları kucaklıyordu.

CEYLANIN naşı kanın kızlılığın da renk alıyordu. Güneş ışınları semada ceylanın kanına doğru uzanıyordu.  Ceylanın naşı  üzerinde ki kan pıhtı lari ışınlara karışarak semalara dunuyordu.

 Yer yüzünde zulmün kukusunu arşe alada  his ettirerek ademilerin asiliğini melekler camiasına şikayet ediyordu. Umarım ki tüm melekler camiasi  el açıp yarebim tüm insanların çocuklarını zalimlerin şerinde koru, onlari dinazorlarin besaretsizliğinde muhafaza yele, yer yüzünü ademyetsız bırakma yareb! Diye feryat ediyorlardı.

Diyorum ki insanlar: Müslümanlar… Museviler… İseviler…suniler… aleviler…Şialar, insanlığınızın adına, dininizin adalet gereğine,  gelin miniciklerimize sahip çıkalım. Onları koruyalım onların koruması bizim yaşam sıtandartımız olsa gerek. Onlar bizim karanlık gecelerimizin nurlu güneşleri olarak görmek gerek. Gelin bu güneşleri mizi karartmayalım bizim sabahlarımız nurlu olsun.

                                   M EMİN

17
Eki

XEZAL

   Posted by: admin Tags:

               Ceylan önkol: kecikekî  temenê wê 12 sal bu, wek zarokê rojavaya ne dinava xer û-bêrêdabu,nejî li dibistana di bin ewlehîya hukmetêdabu, feqîrî û xezanîê,  ne welatê ceylan lê dijî, nejî  malbata ceylanê rehet bernedida, ceylana dozde salî jî, wek zarokê wî welatî pêwîst bu ku alikarya malbata xwe bike û biçe pêşîa karikû berxika.

Lê sedmuxabin li wî welatî gezek nanxwarina zaroka, anji alîkarya malbatê, bi bahaê canê –

Zarokan bu.

Dema ceylan dihate cihanê, malbatê navê wê dadanîn xezal, li wî welatî neçîra xezala rewabu.

Neçirvana bi hemî hers û heybeta xwe li newal û çîyayê wî welatî neçira xezala dimeşandin, lê mumkunbu ku rojek ev xezalajî têketa bendê wan neçîrvana, ji ber wê, ji bo selametya xezalê navê wê bi zaravê neçirvana dadanîn ceylan. Lê di cîhanêde dema mirof negîhîje mafê dad û huquqê, Mafê jîyana zaroka, tenê nav guherandin, zaroka ji mirinê rizgar nake,

Xezal zarokek haya wê ji merkemotê mirinê tunebu, li ber karêkê xwe dileyîst, hemu hevîyê xezalê ku zikê karêkê xwe têr  bike, ewjî bibe sebeb ji bo pêşketina aborîya malbatê. Ceylan di binê şert û mezcê başde here dibistanê.

Ewjî wek zarokê cîhanîya buxwune  û bibe mamoste an bijîşk an ji dadger, le xewn û xeyalê ceylanê hildiweşîyan.

Neçirvan ceylan didît, fişekek keleşê têra mirina ceylanê dikir, lê di mantiqê neçîrvanda “ceylan bê musade li wan çiya digerîya” ji bo nebe mînak ji bo hın xezalê din fîşeka hewanê rewa dihat dîtinê.

Ceylan zarokek bê guneh di nava zor û zehmetê xezanyêde dijîya, li ser fanelik ,kevn, etgek curdrbuî di lingê wêde gorê qetyqyî  di dilê wêde gelo ez vegerim malê şorbekî germ wê habe ez buxwum.Bi hesreta jiyanek bi rumet bu.

Lê nêcirvana wesîfe ji merkemotê mirinê  (ezrail)girtibun. Canê zarokê wî welatî ihale sandibun. Lê ne wek girtina merkemot, belki kinû nefreta wana ji wan zarokara wer mezinbu, xw gîhandibu asta hovîtîyê,  ku bi gula hewanê were percekirin.

Hewan li ceylanê diteqîya naşê ceylanê perçe perçe bubu, axîn û zarînê ceylanê xwe dida newal û deverê heremê, lê herem ji bav û daê ceylanêrajî qedexebu, li ber serê ceylanê kesek tunebu, dema mêzedikir  merkemotê zordar didit, ditirsîya û çavê xwe digirt, kılamek dihat xeyala wê .

( gezme ceylan,  gezme bu dağlarda seni avlarlar, anada babada yarda ayrı koyarlar ) belê birastî ceylan ji bav û da û yara dur xistibu.

xwuna ceylanê naş sor dikir tirêjnê rojê jorda xwe dida nava xwuna ceylanê, xuna ceylanê bi tîrêjnê rojêre  dizivirî, mafê mirofa û jîyana zaroka na. rengê zilma nêçîrvana dişand ji xaliqê erd û ‘ezmanere.

Sed muxabin munever karabulut li tirkêyê hatibu kuştin şeş meh welat çelqîya, lê ji bo ceylanê hina tu gotun tune, ne ji hikmet ê nejî  ji partîyê asayî.

                                                                     M EMİN

 

Sayfa 1 of 3123»